29 Haziran 2016 Çarşamba

Karar Gazetesi'nde Yayinlanan Yeni Makalem: Afrika'nin Turkiye icin Stratejik Onemi Nedir?


http://www.karar.com/gorusler/abdurrahim-siradag-yazdi-afrika-ile-gelecek-mumkun-mu-173213


AK Parti’nin Kasım 2002 yılında iktidara gelmesi ile birlikte Türk dış politikası (TDP) büyük bir değişim ve dönüşüm içerisine girmiştir. Bu değişim ve dönüşümün en fazla görüldüğü yerlerden birisi de Afrika kıtası olmuştur. AK Parti hükümetleri döneminde Afrika ile ilişkilerin geliştirilmesi TDP’nin en önemli stratejik amaçlarından birisi haline gelmiştir. Türkiye, Afrika ile siyasi, ekonomik, güvenlik, sosyal ve kültürel alanlarda ilişkilerini her geçen gün daha da derinleştirmektedir. Bu bağlamda, Türkiye 2005 yılını Afrika yılı ilan etmiştir. 2008 ve 2014 yıllarında Türkiye-Afrika zirveleri düzenlenmiştir. Afrika Birliği (AfB) Türkiye’yi 2008 yılında stratejik ortak olarak kabul etmiştir. Türkiye aynı zamanda Afrika’daki AfB ve Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Topluluğu (ECOWAS) gibi önemli Afrika örgütlerine de akredite olarak ilişkilerini güçlendirmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1-3 Haziran 2016 tarihlerindeki Doğu Afrika ülkelerinden Uganda, Kenya ve Somali’yi kapsayan gezileri de Türkiye’nin Afrika politikasını güçlendirmek için atılan önemli bir adım olmuştur. Türkiye, bu üç ülke ile siyasi, ekonomik, güvenlik, sosyal ve kültürel alanlarında birçok ikili anlaşma yapmıştır.

Afrika, Türkiye için birçok açıdan önemlidir. 21. yüzyılda Afrika’nın dünya politikasındaki önemi artarak devam etmektedir. Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya ve eski sömürü Batı Avrupa ülkeleri; Afrika ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini sürekli güçlendirmektedir. Afrika kıtası 21. yüzyılda, zengin yeraltı kaynakları ve sahip olduğu kadim tarihi ile dünya siyasetini etkilemeye devam etmektedir.

Afrika kıtası Türkiye için özellikle küresel düzeyde büyük bir önem taşımaktadır. Türkiye, AK Parti hükümetleri ile birlikte aktif ve çok yönlü dış politikasına paralel olarak kıta ülkeleri ile ilişkilerini güçlendirmeye başlamıştır. Türkiye’nin Afrika ile artan çok yönlü diplomasisine bağlı olarak Türkiye’nin küresel düzeydeki gücü de artmıştır. Örneğin, Türkiye 2009-2010 yıllarında BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmiştir. Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi olarak seçilmesine Türkiye’nin Afrika ülkeleri ile artan siyasi ve ekonomik ilişkileri neticesinde Afrika ülkeleri büyük bir destek sağlamıştır.

Afrika ile artan çok yönlü diplomasiye bağlı olarak Türkiye'nin küresel düzeyde gücü artmıştır. Örneğin, 2009-2010 yıllarında BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmiştir.

1923 yılında Cumhuriyet rejimine geçilmesi ile birlikte Türkiye, Batı odaklı bir dış politikayı kabul etmiş, bundan dolayı Batı ülkeleri ile ilişkilerini en yüksek düzeyde tutmak için çaba göstermiştir. Bununla birlikte Türkiye, özellikle Osmanlı mirasından kalan coğrafi bölgelerle ilişkilerini en düşük düzeyde tutmuştur. AK Parti ile birlikte geleneksel dış politikanın parametreleri değişmiş ve çok yönlü, çok aktif bir dış politika geleneği oluşturulmuştur. Türkiye’nin geleneksel dış politikasının değiştiğini gösteren en önemli örneklerden bir tanesi de Türkiye’nin Afrika ile geliştirdiği aktif dış politikasıdır. Bu bağlamda Türkiye, Afrika ile siyasi ilişkilerini en yüksek düzeyde tutmak ve geliştirmek için Afrika kıtasındaki büyükelçilik sayısını artırmıştır. 2002 yılından önce Türkiye’nin Afrika kıtasındaki toplam büyükelçilik sayısı 12 iken bu sayı AK Parti hükümetleri ile birlikte 39’a ulaşmıştır. Yine aynı şekilde 2002 yılından önce Afrika kıtasından toplam sadece 10 ülkenin Ankara’da diplomatik temsilcileri bulunurken bu sayı günümüzde 32’ye yükselmiştir. 2007 ekonomik kriziyle birlikte Avrupa ülkeleri Afrika ülkerindeki büyükelçiliklerini kapatırken Türkiye, Afrika ülkerinde yeni Türk büyükelçilikleri açarak hem siyasi hem de ekonomik olarak kıtadaki varlığını güçlendirmiştir.

Ekonomik olarak Afrika, Türkiye’ye birçok alanda fırsatlar sunmaktadır. Bu sebeple Türkiye 2003 yılında “Afrika ile Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi”ni hazırlayarak hayata geçirmiştir. Bu strateji çerçevesinde Türkiye, Afrika ile ekonomik ilişkilerinin gelişmesine büyük önem vermeye başlamıştır. Gerek yüksek düzeyli ikili ziyaretlerde gerek Cumhurbaşkanı’nın ziyaretlerinde gerekse de Başbakan’ın ziyaretlerinde, heyetlerdeki Türk işadamı sayısının her zaman fazla olduğu görülmektedir. Bunun temelinde Türkiye’nin Afrika kıtası ile ekonomik ilişkileri canlı tutmak ve geliştirmek olduğunu söyleyebiliriz. 2002 yılından önce Türkiye’nin Afrika ülkeleri ile toplam dış ticareti 2 milyar dolar civarında iken bugün bu rakam 20 milyar dolara ulaşmıştır. 2023 yılı için bu hedef 50 milyar dolar olarak saptanmıştır.

Afrika’nın Türkiye için diğer önemli bir yönü ise, Osmanlı Devleti’nin Afrika kıtası ile olan derin tarihi ilişkileridir. Daha önce belirttiğimiz gibi Osmanlı Devleti’nin yıkılması ile birlikte kurulan yeni Cumhuriyet, Osmanlı’nın tarihi mirasını reddetmiş ve dış politikada Batı odaklı bir strateji kabul edilmiştir. Öte yandan Osmanlı Devleti’nin Afrika kıtası ile 16. yüzyıla dayanan derin tarihi ilişkileri bulunmaktadır. AK Parti ile birlikte bu anlayış yıkılmış, özellikle de Osmanlı coğrafyasında Osmanlı mirasının sahiplenilmesi yeni Türkiye’nin inşası için önemli bir amaç olmuştur. Türkiye yine bu bağlamda özellikle Osmanlı mirasının olduğu bölgelerdeki Osmanlı tarih eserlerini -özellikle de Doğu Afrika bölgesinde- yeniden imar etmek ve korumak için büyük bir çaba göstermektedir. Özellikle Somali, Etiopya, Cibuti ve Sudan’daki Osmanlı eserlerinin yeniden imar edilmesi sağlanmıştır.

Üniversite öğrencilerinin Afrika ülkelerindeki üniversitelerde eğitimi teşvik edilmelidir. Akademik işbirlikleri Türkiye-Afrika ilişkilerinin geleceği için önemlidir.

Kültürel ve sosyal alanda da Afrika, Türkiye için çok önemlidir. Siyasi, ekonomik ve tarihi ilişkilerin güçlendirilmesi için Afrika ülkeleri ile sosyal ve kültürel faaliyetlerin geliştirilmesi de gerekmektedir. Bu bağlamda Türkiye binlerce Afrikalı öğrencinin Türkiye’de burslu olarak eğitim görmesini sağlamıştır. Ayrıca Türkiye, Afrika’daki sosyal ve kültürel projelerini gerçekleştirmek için Afrika’nın farklı ülkelerinde 15 TİKA ofisi açmıştır. Türkiye TİKA ofisleri aracılığı ile 30’dan fazla Afrika ülkesinde sosyal ve kültürel projeler gerçekleştirmektedir. Türkiye, Afrika kıtasında en fazla bağış yapan ülke konumundadır. Türkiye aynı zamanda Afrika’da 5 farklı ülkede Yunus Emre Kültür Merkezlerini de faaliyete sokmuştur.

Askeri alanlarda ve savunmada da Afrika kıtası Türkiye için birçok açıdan önem teşkil etmektedir. NATO’da askeri olarak önemli bir ülke olan Türkiye, Afrika ülkeleriyle artan siyasi ve ekonomik ilişkilerine bağlı olarak birçok Afrika ülkesi ile güvenlik ve savunma alanlarında ikili anlaşmalar yapmaktadır. Örneğin birçok Afrika ülkesinde polis ve askerlerin eğitilmesinde öncü rol oynamaktadır. Buna paralel olarak Türkiye, Somali’de askeri bir üs kurup bu ülkenin asker ve polislerinin eğitilmesinde ve güvenliğinin sağlanmasında rol oynamıştır.

Sonuç olarak, 2000’li yıllardan sonra Türkiye-Afrika ilişkilerinde büyük ilerleme kaydedilmiştir. Türkiye, Afrika ile ilişkilerinde çok yönlü bir strateji geliştirmiş ve Afrika ile siyasi, ekonomik ve kültürel bağlarını güçlendirecek adımlar atmıştır. Adeta AK Parti hükümetleri döneminde Afrika kıtası, Türkiye’nin stratejik bir ortağı olmuştur. Türkiye-Afrika ilişkilerinin geleceği Türkiye’nin siyasi istikrarı ile yakından ilgilidir. Ayrıca Türkiye-Afrika ile ilişkilerin geleceği için TDP’de süreklilik çok önemlidir. Türkiye-Afrika ilişkilerinde önemli bir sorun ise Afrika kıtasını tanıyan nitelikli insanlarımızın olmamasıdır. Özellikle Türkiye’deki üniversite öğrencilerinin Afrika ülkelerindeki üniversitelerde eğitimi teşvik edilmelidir. Türk akademisyenlerin Afrika ülkelerindeki üniversitelerle akademik işbirliği geliştirmeleri de Türkiye-Afrika ilişkilerinin geleceği için önemlidir.



28 Nisan 2016 Perşembe



Towards A Strategic Partnership between Turkey and Saudi Arabia: New Opportunities

Abstract:


Turkey and Saudi Arabia have strong political and economic relations. Importantly, Turkey and Saudi Arabia established a High-level Strategic Cooperation Council in 2015 in order to strengthen their common political and economic relations. The emerging partnership between the two countries has created a number of significant opportunities for both countries. This seminar will discover the new opportunities emerged with the establishment of a strategic partnership between Turkey and Saudi Arabia and how these two countries will deepen their collaboration in the future.



The seminar was held by Assist. Prof. Dr. Abdurrahim Sıradağ  at the King Fahd University of Petroleum and Minerals (KFUPM) on 27 April 2017.

15 Nisan 2016 Cuma

Al Jazeera Turk'te yayimlanan makalem




İran krizi kıskacında Türkiye ve Suudi Arabistan ilişkileri

Türkiye ile Suudi Arabistan… Hem bölgenin en önemli aktörlerinden hem de 2000’lerden sonra siyasi, ekonomik ve politik olarak büyük bir dönüşüm ve değişim sürecine giren iki ülke… Bölgesel dinamikler onları daha fazla işbirliğine itiyor.

Kasım 2002 seçimleri ile iktidara gelen AK Parti, Suudi Arabistan ile ilişkilerini her düzeyde güçlendirmek için önemli adımlar atıyor. Keza 2005’te Suudi Arabistan’ın yeni kralı olan Abdullah Bin Abdülaziz, ülkesinin Türkiye ile stratejik ilişkilerini güçlendirmek için büyük çaba sarf etmişti.
Aralık 2015’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’ı ziyaretinin ardından iki ülke, Stratejik İşbirliği Konseyi kurarak ikili ilişkilerin kurumsallaşmasına yönelik çok önemli bir adım attı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, havalimanında bizzat karşıladığı Kral Selman’a Devlet Nişanı Madalyası takdim etti. Kral Selman’ın Türkiye ziyareti gerek ikili ilişkilerin geleceği ve gerekse bölgenin güvenlik sorunlarına karşı ortak stratejiler geliştirilmesi açısından büyük bir önem taşıyor.

Türkiye, Suudi Arabistan için neden önemli?
Kral Selman’ın Türkiye ziyaretindeki sebep ve dinamikleri şu şekilde açıklayabiliriz. Birincisi, Suudi Arabistan, Arap Baharı ile birlikte Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde ortaya çıkan yeni siyasi konjonktürü Türkiye ile ikili ilişkileri güçlendirerek kontrol altına almayı hedefliyor. Suudi Arabistan’ın bu rolünü daha güçlü bir şekilde yerine getirebilmesi için Türkiye ile işbirliği hayati bir rol oynuyor.

Arap Baharı ile birlikte Suriye, Yemen, Lübnan, Bahreyn, Tunus ve Libya gibi ülkelerde büyük bir güvenlik sorunu ortaya çıktı. Türkiye’nin güvenlik ve savunma alanındaki gücü, Suudi Arabistan açısından Ankara'yı daha stratejik bir konuma taşıdı.
Ayrıca, Türkiye NATO bünyesinde ABD ordusundan sonra en büyük orduya sahip ülke. Suudi Arabistan özellikle Arap Baharı ile ortaya çıkan demokratik anlayışı kendi krallık rejiminin geleceği ve güvenliği için büyük bir tehdit olarak görüyor. Tüm bu faktörler de Türkiye’nin Suudi Arabistan için stratejik önemini artırıyor.

İran’a karşı ittifak hedefi
İkinci dinamik ise İran ile alakalı. Suudi Arabistan, Arap Baharı ile birlikte İran’ın bölgedeki nüfuzunu artırma çabalarına karşı güçlü bir ittifak gücü oluşturmayı hedefliyor.
İran’ın Arap Baharı ile birlikte Irak, Suriye ve Yemen’deki artan siyasi rolü ve nüfuzu Suudi Arabistan’da önemli bir tehdit olarak algılanıyor.
Suudi Arabistan’a göre, İran’ın bölgedeki gücünün dengelenmesi için Türkiye gerek askeri gerekse ekonomik kapasitesi ile çok büyük bir stratejik ülke.
Suudi Arabistan bu ziyaretiyle Batı ile nükleer silah konusunda anlaşmaya varan İran’ın bölgede ve dünyada artan nüfuzunu dengelemeyi amaçladı.
Özellikle de 2015'te Suudi Arabistan liderliğinde kurulan ve 35 Müslüman ülkenin içinde bulunduğu güvenlik ittifakı ile Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri daha önemli bir noktaya geldi.
Türkiye’nin askeri alandaki gücü ve tecrübesi Suudi Arabistan tarafından kurulan bu güvenlik ittifakının geliştirilmesi ve daha aktif bir konuma taşınması açısından büyük bir önem taşıyor. Suudi Arabistan bu sayede özellikle İran’ın bölgedeki artan rolünün azaltılacağını ve bölgedeki radikal terör örgütleri ile daha güçlü bir şekilde savaşılacağını düşünüyor. Öte yandan Türkiye ise bu oluşuma İslam ülkeleri tarafından kurulması sebebiyle büyük önem veriyor.

Dış politikada revizyon
Bu ziyaretin üçüncü önemli dinamiği ise her iki ülkenin de 2000’li yıllardan sonra dış politikalarında büyük bir revizyona gitmeye başlamış olmalarıydı.
Ortadoğu’nun bu iki önemli aktörü, Soğuk Savaş döneminde Batı odaklı dış politika geliştirmiş, özellikle de dış politikalarının ABD dış politikası ile örtüşmesine büyük bir önem vermişlerdi.
2000 yılından sonra iki ülke de dış politikalarında farklı aktörler ile de ilişki geliştirmeye başlayarak ABD’ye ve Batı’ya bağımlılıklarını azaltmayı hedeflediler. Bu bağlamda Batı’ya bağımlılıklarını azaltmak için stratejik işbirliğini güçlendirmeye yönelik önemli adımlar atıyorlar.
Diğer önemli bir dinamik ise ekonomik… İki ülke ekonomik ilişkilerini daha ileri bir noktaya taşımayı hedefliyor. Türkiye’nin dünyada en hızlı büyüyen ekonomik güçler arasında bulunması, Ankara'yı Suudi Arabistan için önemli kılan bir etken. Suudi Arabistan’ın da dünyada enerji alanında en büyük ülkeler arasında olması Riyad'ı Türkiye için cazip hale getiriyor.
Suud Krallığı, 2008’de yaşanan ekonomik krizle birlikte ülkesinin ekonomik çeşitliliğini artırmak, petrol dışı ekonomik sektörlerin gelişmesini ve büyümesini sağlamak için büyük adımlar atmaya yöneldi.
Türkiye ise AK Parti’nin 2002’de iktidara gelmesi ile birlikte ihracat odaklı bir ekonomi politikası geliştirmeye ve gerek Ortadoğu, gerekse Afrika ve Latin Amerika gibi bölgelerle ilişkilerini güçlendirerek Türk işadamlarına farklı ticaret alanlarının açılması için aktif bir diplomatik çaba göstermeye başladı.
Bu bağlamda Suudi Arabistan ile ticari ilişkilerinin derinleştirilmesi Türkiye’nin ekonomik çıkarlarına uygun düşüyor. Örneğin Türkiye’nin Suudi Arabistan ile toplam ticaret hacmi 2004’te 1 milyar dolar iken, bugün bu rakam 5,5 milyar dolar. Kral Selman’ın bu ziyaretinde, ikili ilişkileri daha da güçlendirmek için Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi de kuruldu.
İki ülke farklı politik sistemlere ve bölgesel konularda farklı görüşlere sahip olmasına rağmen Ortadoğu’daki güvenlik kaygılarından ve ortak ekonomik çıkarlarından dolayı işbirliğini geliştirmeyi tercih ediyorlar.
İki ülkenin bölgedeki güvenlik sorunlarına kalıcı çözüm bulabilmeleri, aralarındaki işbirliğinin kalıcı olmasına ve bu stratejik işbirliğinin derinleşmesine bağlı.

İİT dönem başkanlığında Türkiye’den beklentiler
İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) 10-15 Nisan 2016 tarihlerinde Türkiye’de düzenlenen zirvesi, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri için ayrıca büyük bir önem taşıyordu. Zira dünya politikasında BM’den sonra en büyük uluslararası örgüt olması münasebeti ile İİT’nin hem İslam dünyası hem de dünya politikası için stratejik önemi bulunuyor.
Bununla birlikte 1969’da kurulan bu örgüt, ilk günden bu yana İslam dünyasında var olan sorunların çözümünde çok fazla aktif bir rol oynayamadı. Türkiye, İİT’nin dönem başkanlığını Mısır’dan alması ile bu kurumun daha aktifleşmesi ve bölgesel sorunları daha hızlı bir şekilde çözebilmesi için büyük bir rol oynayabilir. Aynı zamanda İİT dönem başkanlığı, Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri ile siyasi, ekonomik ve sosyal ilişkilerini güçlendirmek için önemli bir fırsat.

Öte yandan İİT’nin finansal giderlerinde en önemli rol üstlenen Suudi Arabistan, bu örgütü İslam dünyası ve dünya politikasında siyasi nüfuzunu artırmak için önemli bir araç olarak kullanıyor. Türkiye’nin bu örgütün stratejik gücünü artırabilmesi, özellikle de Suudi Arabistan ile güçlü işbirliği geliştirmesine bağlı.
İİT’nin stratejik kapasitesinin artırılabilmesi sadece Suudi Arabistan ve Türkiye’nin aktif siyasi faaliyetlerine de bağlı değil. Tüm üye ülkelerin İslam dünyasında ve farklı coğrafyalarda yaşayan Müslüman nüfusunun sorunlarına yönelik güçlü bir ortak duruş geliştirebilmelerine ihtiyaç var. Bu ortak stratejinin geliştirilebilmesi, üye ülkelerin güçlü siyasi, ekonomik ve sosyal yapılarının ortaya çıkması ile yakından ilgili.
Bu zirvede Cumhurbaşkanı Erdoğan, İİT’nin terör ve güvenlik konularında daha güçlü ve aktif bir rol alabilmesi için İİT Polis İşbirliği ve Koordinasyon Merkezi kurulmasını üye ülkelere teklif etti. Erdoğan’ın bu teklifi İİT üye ülkeleri tarafından kabul edildi.

Ortadoğu’daki güvenlik sorunları göz önünde bulundurulduğunda, İİT’nin en büyük meydan okumasının bölgedeki bu güvenlik sorunlarını çözmek olduğu çok açık.

İran krizi kıskacında Türkiye ve Suudi Arabistan ilişkileri


Al Jazeera Turk'te "İran krizi kıskacında Türkiye ve Suudi Arabistan ilişkileri" baslikli makalem

15 Nisan 2016, Cuma gunu yayimlanmistir.


Makaleme ulasmak icin lutfen asagidaki linki tiklayiniz:

http://www.aljazeera.com.tr/gorus/iran-krizi-kiskacinda-turkiye-ve-suudi-arabistan-iliskileri


My article titled "Turkey-Saudi relations on the clamp of Iranian crisis" was published

by  Al Jazeraa Turk on 15 April 2016, Friday.


to reach my article, please click the link:


http://www.aljazeera.com.tr/gorus/iran-krizi-kiskacinda-turkiye-ve-suudi-arabistan-iliskileri


16 Eylül 2015 Çarşamba

Avrupa Birliği'nin Libya Politikasi: Realizm veya İdealizm

Yeni makalem Ortadogu Analiz Dergisinde yayimlanmistir.

Özet:

AB’nin Libya politikaları idealizmden ziyade daha çok realist bir çizgide olduğu görülmektedir. AB’nin Libya’daki ekonomik çıkarları AB’nin Libya  politikasının gelişmesinde ve değişmesinde en önemli rolü oynamaktadır. AB’nin Libya’daki pragmatik siyasi ve ekonomik ilişkileri ülkenin uzun vadeli bir barışına ve istikrarına katkıda bulunmamaktadır. Aksine AB’nin pragmatik politikaları ülkenin siyasi ve ekonomik krizinin derinleşmesine sebep olduğunu söyleyebiliriz. AB’nin bu ülkenin iç dinamiklerine uygun olarak bir dış politika geliştirmesi hem Libya’nın normalleşmesine hem de AB-Libya ilişkilerinin ortak çıkarlar temelinde gelişmesine katkıda bulunacağını ifade edebiliriz.

Makaleme asagidaki linkten ulasilabilir:

http://www.orsam.org.tr/en/Publication/MiddleEastAnalysisArticles.aspx?ID=76

Sıradağ, A. (Eylul-Ekim 2015). Avrupa Birligi'nin Libya Politikasi: Realizm veya Idealizm. Ortadogu Analiz, Cilt 7, Sayi 70, pp. 76-77.  

2 Haziran 2015 Salı

Türkiye-Güney Afrika Cumhuriyeti İlişkileri: Tarih, Kimlik ve Değişim


Yeni makalem Ortadogu Analiz Dergisinde yayimlanmistir.

Ozet:


Türkiye ve Güney Afrika ülkeleri coğrafi olarak iki farklı kıtada olmasına rağmen  bu iki ülkenin dünya politikasında çok önemli bir yeri vardır.  Türkiye coğrafi olarak çok önemli bir konumda bulunurken Güney Afrika ise Afrika kıtasının en gelişmiş ülkesidir. Güney Afrika Türkiye için Sahra-altı Afrika bölgesi ile ilişkilerini geliştirebilmek için bir stratejik merkez iken, Türkiye’de Güney Afrika ülkesi için  hem Orta Asya ülkeleri hem de Doğu Avrupa ülkeleri ile ilişkilerini geliştirebilmek için kilit bir rol oynamaktadır. Güney Afrika Sahra-altı Afrika bölgesinde Türkiye’nin en büyük ticari ortağı iken Türkiye Güney Afrika’nın Doğu Avrupa ülkeleri  içinde en büyük ticari ortakları arasında bulunmaktadır. Bu çalışmada  Türkiye ile Güney Afrika ilişkilerini üç kısımda inceleyebiliriz. İlk kısım Osmanlı Devleti’nin bu ülke ile geliştirdiği tarihi ilişkilerdir. İkinci bölüm olarak Soğuk Savaş sonrasında değişen Türkiye ile Güney Afrika ilişkileri. Son kısım ise AK Parti Hükümetinin Güney Afrika ile geliştirdiği siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkileridir.


Makaleme asagidaki linklerden ulasilabilir:

http://www.orsam.org.tr/tr/trUploads/Yazilar/Dosyalar/201562_17abdurrahimsiradag.pdf

http://www.orsam.org.tr/en/Publication/MiddleEastAnalysisArticles.aspx?ID=74


Sıradağ, A. (Mayis-Haziran 2015). Turkiye-Guney Afrika iliskileri: Tarih, Kimlik ve Degisim. Ortadogu Analiz, Cilt 7, Sayi 68, pp. 75-77.